Havza Haber Ajansı’nın haberine göre İslami birlik ve dayanışmanın güçlendirilmesi, İslam toplumunun büyüklerinin, özellikle de İmameyn-i İnkılabın en önemli talepleri ve kaygıları arasında yer almıştır. Bu konu, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasından yıllar önce dahi gündeme getirilmiştir.
Şüphe yok ki toplumsal bütünlük ve birlik, günümüzde İslam ümmetinin karşı karşıya bulunduğu en önemli meselelerden biridir. Zira İslam’ın ve İslami öğretilerin bereketiyle Müslümanlar arasındaki ahlaki ve toplumsal birlik unsurlarının derinlik ve sağlamlık kazandığına; bunun da düşmanların pek çok fitne ve komplosunun etkisiz hâle getirilmesini sağladığına inanıyoruz.
İmam Humeyni’nin Bakışında İslami Birlik ve Kardeşliğin Önemi
İslam dünyasında, hatta bütün insanlık âleminde büyük bir dönüşüm meydana getiren inkılabın mimarı, ilahi şahsiyet İmam Humeyni (r.a.), İslami birlik ve kardeşliğin gerekliliğini vurgularken şu önemli noktaya dikkat çekiyordu: İslam ümmeti geçmişte böylesine büyük bir hâkimiyet ve itibara sahip olmuşsa; öyle ki İslam’ın güneşi çok kısa bir süre içerisinde Avrupa ülkelerinin ve hatta bazı Batı ülkelerinin topraklarına kadar ulaşmışsa, bunun sebebi Müslümanların İslami birlik ve bütünlük içerisinde olmalarıydı. Buna karşılık bugün Müslümanlar Batı ve Doğu sömürgeciliğinin esareti altındaysa ve küresel istikbar onların üzerinde uğursuz hâkimiyet gölgesini genişletmiş, her türlü özgürlük ve millî ve dinî egemenliklerini ellerinden almışsa, bunun nedeni bu büyük ümmetin bölünmüşlüğü, dağınıklığı ve görüş birliğinden yoksun olmasıdır.
İmam’ın bu talep ve rehberliği, bütün kelamî, fıkhî ve tarihî tartışmaların ötesinde, iki temel unsura dayanıyordu: Birincisi, Müslümanların güç kazanması ve İslam’a rakip güçlerin şeytani ve içi boş hâkimiyetinin kırılması gerekliliği; ikincisi ise İslam ümmetinin tarihsel ve toplumsal birlik ve bütünlüğüne yapılan vurgu. Bu yaklaşım, dünya çapındaki İslami kurumların söyleminde hâkim ve yaygın bir anlayış hâline geldi. Nitekim yıllar sonra İslami uyanış dalgasıyla birlikte, İslam İnkılabı'nın etkisiyle Müslümanlar arasında aktif bir hareketlilik ortaya çıktı ve bunun sonuçları ve etkileri hâlen devam etmektedir.
Bu nedenle, egemenlik peşindeki ve tekelci güçlerin, kendi hegemonyalarını sürdürmek amacıyla ayrılık ve bölünme unsurlarını öne çıkardığını ve İslam ümmeti arasındaki birliğin güçlenmesini engellemek için büyük miktarlarda kaynak harcadığını görüyoruz.
Gerçek İslam’ın Müslümanların Birliği Gölgesinde Gerçekleşmesi
İmam Humeyni’nin (r.a.) önemli ve belirgin yaklaşım ve girişimleri arasında, dünya Müslümanlarının bireysel ve toplumsal düzeyde uyanışını sağlamak, gerçek İslam’ı dünya çapında hayata geçirmek amacıyla birlik oluşturmak ve bunun sonucunda Müslümanların izzet ve onurunu yeniden tesis etmek yer alıyordu.
Dikkat çekici bir nokta da şudur: İmam Humeyni bir strateji olarak vahdeti benimsemişti. Ülkenin korunması için millî birlik üzerinde durduğu gibi, daha üst bir aşamada dünya mazlumları arasındaki birlik ve dayanışmanın korunup geliştirilmesi ve böylece tağutların tamamen ortadan kaldırılmasının zemininin hazırlanabilmesi amacıyla İslami birlik ve bütünlüğün korunmasını ve güçlendirilmesini de savunuyordu. Bu nedenle, İmam Humeyni’nin (r.a.) öğüt ve rehberliklerinde, Müslümanların varlığının devamının güvencesi olarak birliğe özel önem verdiğini görüyoruz.
İmam Humeyni’nin Bakışında İslami Vahdetin Gerçekleşmesinin Gereklilikleri
İmam’ın öngördüğü birlik, uyanış aşamasından başlamakta ve dünya mazlumlarının küresel birliği aşamasında zirveye ulaşmaktadır. Bunun sonucu ise dünya genelinde adaletin tesis edilmesidir.
İmam Humeyni’nin bakış açısına göre vahdetin oluşmasını sağlayan unsurlar arasında, muhalif görüşlere tahammül etmek ve sorunların diyalog yoluyla çözülebileceğine inanmak yer almaktadır. Ancak bu, nefsi terbiye etmek ve nefisle mücadele etmek olmaksızın mümkün değildir. Bu nedenle İmam’ın düşüncesinde nefisle mücadele, birliğe ulaşmanın son derece önemli ve zorunlu bir unsurudur. Öyle ki kendisi, bölücü ve ayrıştırıcı meseleleri gündeme getiren kişilerin din ve İslam kaygısı taşımadığını; aksine bencilliklerinin ve nefsanî arzularının esiri olduklarını savunuyordu.
Öte yandan İslam ümmetinin birliği; düşünsel, teorik, ekonomik, siyasi ve toplumsal açıdan çok sayıda temele dayanmaktadır. Bu nedenle İmam Humeyni (r.a.), İslam ümmetinin tarihsel birliği meselesini bütüncül bir bakış açısıyla ele alıyordu.
Ona göre İslam dünyasında pratik birlik, dinî toplumların oluşumunu sağlayan temel unsurdur ve bu birliği hayata geçiren birtakım yapısal unsurlar bulunmaktadır. Bunların başında ortak inançlar gelmektedir. Tevhid inancı, ortak kıble, Kur’an ve ortak ilahi kitap gibi pek çok ortak değer buna örnektir. Bunun yanı sıra ortak kimlik, yani İslami kimlik; ortak düşman ve ortak kader de birliğin diğer unsurlarıdır.
Bütün bu unsurlar, İslami sistem ve toplumun yapısını şekillendiren temel bileşenlerdir. Bu unsurların temel özellikleri, İmam’ın birlik meselesine ilişkin yaklaşımının çeşitli bölümlerinde açıkça görülmektedir.
"Biz Bu Birliğe Muhtacız"
İslam dünyasının birlik ve bütünlüğü, Büyük İmam Humeyni açısından büyük bir ideal olarak kabul ediliyordu. O, sürekli olarak birlik üzerinde duruyor ve şöyle diyordu:
"İnşallah bir gün bütün Müslümanlar birbirleriyle kardeş olur ve bütün fesat kökleri Müslümanların bütün topraklarından sökülüp atılır; inşallah bu bozuk ve fesat kaynağı olan İsrail’in kökü Mescid-i Aksa’dan ve bizim İslam ülkemizden sökülüp atılır. İnşallah hep birlikte Kudüs’e gider ve orada birlik namazı kılarız."
İmam Humeyni başka bir yerde de şöyle diyordu:
"Biz yıllardır birliğe muhtacız. Kur’an-ı Kerim her zaman bize ve bütün Müslümanlara dünyanın her yerinde ve tarihin bütün dönemlerinde birlik olmamızı emretmiştir. Biz birliği fiilen gerçekleştirmeye muhtacız."
Şehit Rehber’in Düşünce ve Söyleminde Vahdetin Gereklilikleri
İmam Humeyni ve şehit rehberimizin bakışında İslami birlik ve bütünlük son derece önemli bir yere sahiptir. Şehit Rehber, rehberlik sorumluluğunu üstlendiği ilk günlerden itibaren çeşitli vesilelerle bu meseleyi hatırlatmış ve bu alanda ortaya çıkabilecek tehlike ve zararlar konusunda sürekli uyarılarda bulunmuştur.
Şehit inkılap rehberi konuşmalarından birinde şöyle buyurmaktadır:
"Birlik meselesinde iki temel nokta veya iki temel yönelim bulunmaktadır ve bunların her biri tek başına büyük önem taşımaktadır. Biz birlik sloganını dile getirdiğimizde, bu iki temel nokta mutlaka dikkate alınmalıdır. Müslümanların pratik hayatı açısından etkili olan hususlar da işte bunlardır.
Bu iki noktadan biri, Müslüman topluluklar ve mezhepler arasında yüzyıllardan bugüne kadar varlığını sürdüren anlaşmazlıkların, çelişkilerin, çatışmaların ve engellemelerin ortadan kaldırılmasıdır. Bu çelişki ve anlaşmazlıklar her zaman Müslümanların aleyhine sonuçlanmıştır.
İslam tarihine döndüğümüzde, bu çatışma ve çelişkilerin tamamının veya büyük bir bölümünün kaynağının maddi güç ve iktidar odaklarına dayandığını göreceğiz. İslam tarihini inceleyin; ilk ihtilaflardan, yani Kur’an’ın yaratılmış olup olmadığı meselesi ve benzeri tartışmalardan başlayarak, zaman içerisinde İslami mezhepler arasında, özellikle de Şiiler ve Sünniler arasında meydana gelen diğer anlaşmazlıklara kadar, İslam dünyasının her yerindeki bu ihtilafların iplerinin neredeyse tamamının güç odaklarının elinde olduğunu göreceksiniz.
Bizim ilan ettiğimiz, sloganını attığımız, gönülden bağlandığımız ve uğrunda hareket edip çalıştığımız birlik, öncelikle bu çelişki, anlaşmazlık, çatışma ve çekişmelerin ortadan kaldırılmasına yönelik olmalıdır. Allah Teâlâ bundan razıdır; müminler, samimi insanlar, Allah dostları ve akıl sahipleri de bundan memnun olacaktır."
Şehit Rehber ayrıca şu hususu vurguluyordu:
"Bu birlik, İslam’ın hâkimiyetine hizmet etmeli ve bu doğrultuda olmalıdır; aksi hâlde boş ve anlamsız olacaktır. Eğer İslam âlimleri Kur’an’ın, “Biz hiçbir peygamberi, Allah’ın izniyle kendisine itaat edilsin diye göndermedik” (Nisâ suresi, 64) buyurduğunu kabul ediyorlarsa, peygamber, insanlara yalnızca nasihat etmek, bir şeyler söylemek, insanların da kendi bildiklerini yapması ve ona saygı göstermesi için gelmemiştir. Peygamber, kendisine itaat edilmesi, toplumu ve hayatı yönlendirmesi, bir düzen kurması ve insanları sahih hayatın hedeflerine doğru yönlendirmesi için gönderilmiştir.
Eğer İslam âlimleri Kur’an-ı Kerim’in, “Andolsun, biz peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik ki insanlar adaleti ayakta tutsunlar” (Hadîd suresi, 25) buyurduğunu kabul ediyorlarsa; adaletin ve hakkaniyetin tesis edilmesi, zulmün ortadan kaldırılması ve insan için doğru ve sağlıklı bir hayatın oluşturulmasının dinlerin amacı olduğunu da kabul etmelidirler. O hâlde hareket, İslam’ın hâkimiyetine doğru olmalıdır. İslam’ın ülkelerde ve İslam toplumlarında hâkim olması mümkündür."
İslam Toplumunun Gelişmesi ve Yücelmesinin Ön Koşulu
“İran’ın Şehit Rehberi”nin bakış açısına göre İslam dünyasının ilerlemesi ve yücelmesi, İslami bütünlük ve dayanışma olmaksızın mümkün değildir. Onun bu konudaki sözleri son derece yol göstericidir:
"Geniş bir çerçeveden bakıldığında, İslam ümmetinin zaferinin sırrı birlik ve beraberliktedir. İslam ümmeti bilim alanında, ilerlemede, maddi gelişmede, kendi kaderi üzerinde hâkimiyet kurmada, yabancıların tahakkümünden kurtulmada ve iç ve dış mutluluğa ulaşmada ilerlemek istiyorsa, bunun yolu tevhid kelimesinden ve kelimelerin tevhidinden geçmektedir.
Dünya üzerinde kendi güçlerini pekiştirmek için her türlü imkândan yararlanan istikbar güçleri, İslam dünyasında da bölme, parçalama ve ihtilaf oluşturmak için her türlü araçtan yararlanmaya çalışmış ve ne yazık ki bunda büyük ölçüde başarılı olmuşlardır.
Eğer bugün Filistin halkı böylesine acı bir kaderle karşı karşıyaysa; eğer bugün Filistin halkının bedeni kanlar içerisindeyse ve o halkın acı ve kederi, dert sahibi insanların yüreğinin derinliklerine kadar işliyorsa, bunun nedeni Müslümanların söz birliğinden yoksun olmasıdır. Eğer birlik ve söz birliği olsaydı, bu durum ortaya çıkmazdı..."
İhtilaflar Bölünme ve Ayrışmaya Zemin Hazırlamamalıdır
Şehit Rehberimizin görüşüne göre günümüz İslam toplumlarının karşı karşıya olduğu ciddi sorunlardan biri mezhebi ihtilaflardır. O, zamanın ve düşmanın doğru şekilde tanınmasının önemine vurgu yaparak bu konuda şöyle ifade etmiştir:
"Gerçekten de Müslümanların mezhebi çatışmalar ve ihtilaflar bakımından içinde bulunduğu durum üzüntü vericidir. Müslümanların bilimsel ve düşünsel yeteneklerinin büyük bir bölümü tarih boyunca birbirleriyle çatışmaya harcanmıştır...
Hatırladığım kadarıyla, Müslümanlar arasındaki mezhebi çatışmaların, çekişmelerin ve savaşların tamamı güçlü iktidar sahipleri tarafından yönlendirilmiştir. Abbasiler döneminden sonraki dönemlere kadar, her zaman birtakım eller İslami inançların farklı taraftarlarını birbirlerine karşı kışkırtmıştır.
Eğer bu eller olmasaydı, onlar yıllarca barış ve huzur içinde birlikte yaşayacak, aralarında hiçbir sorun olmayacaktı.
Günümüzde de Müslümanların birbirleriyle birlik ve ittifak içerisinde olmaması ve birbirlerine karşı hareket etmesi için çok daha yoğun çabalar yürütülmektedir. Bu çabalar özellikle Müslümanların birliğe duyduğu ihtiyacın her zamankinden daha fazla olduğu bir dönemde yoğunlaşmıştır."
yorumunuz